Olağan Hikaye (37. Sayı)
Dergi Ücreti : 22 ₺
KELİMELERİN DİRENİŞİYLE O BÜYÜK DİRİLİŞİ
Ali Güney
Sözü yormadan hafızayı unutmadan o büyük dirilişi inceliklerle örebilir miyiz?
Işıklı ve eğreti reklam panoları, her saniye yenilenen veri akışları ve bizi sürekli bir şeylerin parçası
olmaya zorlayan o parlak ekranlar... Büyük şehirlerin modern sakinleri olarak, zihnimizin içini
kuramlarla, kavramsal tartışmalarla doldurdukça içimizdeki o derin insani boşluğun genişlediğini
hissediyoruz. Hafızamızı dijital bulutlara emanet ettiğimizden beri bizi biz yapan o en duru hissi
yani hatırlamanın o mahcup hafifliğini kaybettik. Her şeye yetişmeye çalışırken kendimizi köksüz
birer turiste dönüştürdük. Şimdi bu gürültülü yaşamların tam ortasında, durup o kadim nefesi
arama vaktidir. Bu sayımızda, "Edebiyatın Kadim Hafızası: Hikâye" dosyasını açıyoruz. Yazımız
güzel olsun diyerek çıktığımız bu yolculukta, en eski ve dürüst sesimize dönüyoruz. Dosyamızda
bize katkı sunan kıymetli isimler, bize modern dünyanın vadettiği sığ illüzyonları değil; dilden dile
aktarılarak bugüne ulaşan büyük ve derin anlatıların şifasını sunuyor. Kuramların soğuk labirentlerinde
kaybolmuş insana, yeniden insan olduğunu hatırlatacak feneri yani hikâyeyi işaret ediyor.
Aceleyle yürüyoruz. Cebimizde taşıdığımız o parlak bildirimler gibi. Kibirli ve hoyrat bir akışa
kapılmışız. Aslında neyi kaybettiğimizi bile hatırlayamamanın sinsi sancısıyla kıvranıyoruz.
İnsan ne kadar uzağa kaçarsa kaçsın hikâye de peşini bırakmıyor.
Hak verirsiniz ki insan, ne kadar çok şey bilirse bilsin bildiği her şeyi unutup sadece hissettiğiyle
baş başa kalan mahcup bir çocuğa dönüşüveriyor. Bir an. Ne kadar büyük cümleler kurarsak kuralım,
kalabalıklardan sıyrılıp yalnızlığımıza çekildiğimizde elimizde kalan tek şey hikâyemiz oluyor.
Hikâyemize ses olan yazarlarımıza ve büyük bir gayretle hazırladığımız otuz yedinci sayımıza
emek veren herkese teşekkür ederken okuyucularımıza hatırlatmak isterim.
Hikâyemiz de olmasa ne kalır geriye?